A.B.D. BAŞKANI ÖNCELİKLE KENDİ TARİHİNİ OKUMALI, KENDİ TARİHİYLE YÜZLEŞMELİDİR
Tarih: 26.04.2020| Okunma Sayısı: 262

A.B.D BAŞKANI ÖNCELİKLE KENDİ TARİHİNİ OKUMALI, KENDİ TARİHİYLE YÜZLEŞMELİDİR

ABD Başkanı  Donald Trump’ın 1915 olaylarıyla ilgili olarak 24.04.2020 tarihli açıklamasında  ileri sürdüğü iddialar, tarihi gerçeklerle asla bağdaşmamaktadır. 

1915 yılında 1.Dünya Savaşında doğu cephemizde Rus ordusu saflarına katılarak  ordumuza taarruz eden, cephe gerimizde de köylerimizi basarak katliamlar yapan Ermeni çetelerinin eylemleri sonrası Osmanlı Hükümetinin  aldığı tehcir ( zorunlu göç ) kararının savaş hukukuna ve uluslararası sözleşmelere aykırı bir yönü yoktur.

Bilinmelidir ki, 1915’te tehcir edilen Ermeniler yabancı bir ülkeye değil, o tarihte Osmanlı toprağı olan Suriye, Lübnan ve Kuzey Irak bölgelerine yerleştirilmiş, can ve mal güvenliklerinin sağlanması konusunda da gerekli düzenlemeler yapılarak mülki ve askeri birimlere gerekli emirler verilmiştir. 

Ermeni çetelerinin sivil halkımıza yönelik katliamları 1.Dünya Savaşının çok öncesinde başlamış, Hıncak ve Taşnak gibi terör örgütleri bünyesinde toplanan Ermeni Komitacıları, 1774 Küçük Kaynarca, 1856 Paris ve 1878 Berlin antlaşmalarının bazı hükümlerini bahane ederek Rusya, Fransa, İngiltere gibi ülkeler ile yakın temasa geçmişler, bu devletlerin istekleri doğrultusunda   ülkemizin pek çok yöresinde ayaklanmışlar,  sivil halkımıza yönelik katliamlara girişmişler, yüzbinlerce vatandaşımızı katletmişlerdir.

1.Dünya Savaşında da Ermeni çetecileri,  Van ilimiz başta olmak üzere pek çok yöremizde ayaklanarak katliama girişmişler, bunun da ötesinde bizzat Rus ordusu içinde teşkil edilen Ermeni Gönüllü Alayları vasıtasıyla ordumuza karşı askeri harekata başlamışlardır. Yine askeri cephemizin gerisinde yer alan pek çok stratejik geçiş noktamız ile telgraf hatlarımız Ermenilerin saldırısına maruz kalmış, yaşanan bu gelişmeler sebebiyle Osmanlı Hükümetinin tehcir kararı alması zorunlu hale gelmiştir.

Tehcir sırasında Ermeni halkından ve onlara eşlik eden silahlı kuvvetlerimizden salgın hastalık sebebiyle ölenler olmuştur. Yine süreç içinde Ermeni çetelerin giriştiği katliamlarda kendini korumak isteyen masum sivil vatandaşlarımızın karşılık vermesiyle Ermeni çetecilerden de ölenler olmuştur. Ancak katledilen sivil vatandaşlarımızın sayısı Ermenilere göre  çok daha fazladır. 

Alınan tehcir kararının savaş hukukuna ve uluslararası sözleşmelere aykırı bir yönü yoktur. Hükümetin 24.04.1915 tarihinde valiliklere gönderdiği talimatnamede, Ermeni isyan komitelerinde elebaşı durumunda olanların tutuklanması talep edilmiş, bu talimata rağmen isyanların devam etmesi üzerine 30.05.1915 tarihinde yayınlanan yeni talimatname ile tehcir  uygulamasına geçilmiştir.

Belirtmek gerekir ki, 30.05.1915 tarihli talimatnameye konulan hükümler  ile tehcir edilen Ermenilerin mallarının korunması için gerekli tedbirler alınmış, bahse konu malların Valilikler tarafından tespit edilmesi talimatı verilmiş, 11 gün sonra çıkarılan 10 Haziran 1915 tarihli  yeni talimatnamede ise tehcire tabi tutulanların mallarını koruma altına almak üzere “Emval-i Metruke Komisyonu” kurulması talimatı verilmiştir. Ermeni mallarına el konulması veya yağmalanması söz konusu değildir. 

Ermenilerin can ve mal güvenliği için alınan tedbirler bununla da sınırlı kalmamış, tehcir sürecinde çıkarılan  “sevk ve iskan sırasında insani tedbirlerin alınmasına yönelik talimatname”  ile tehcir edilenlerin canını ve malını korumaya yönelik diğer tedbirler de yürürlüğe konulmuştur.

Yine belirtmek gerekirki; 1. Dünya Savaşının sona ermesiyle Osmanlı Hükümeti tarafından çıkarılan 31 Aralık 1918 tarihli Geri Dönüş Talimatnamesi ile tehcire tabi tutulan Osmanlı vatandaşı Ermeniler ( Osmanlı ülkesini terk edenler hariç) tehcir öncesi yerlerine dönmeye davet edilmiştir. 

Geri Dönüş Talimatnamesinde; sadece geri dönmek isteyenlerin sevk edileceği, dönmek istemeyenlere dokunulmayacağı, yerlerine iade edileceklerin yollarda iaşe sıkıntısı çekmemeleri için gerekli tedbirlerin alınacağı, geri dönenlere ev ve arazilerinin teslim edileceği, yetim çocukların ailelerine veya cemaatlerine iade olunacağı gibi hususlara yer verilmiştir. 

Görüldüğü üzere sürecin her aşamasında tehcir edilenlerin haklarını korumak için azami gayret sarf edilmiştir. Tüm bu düzenlemeler Osmanlı Hükümetinin “soykırım” gibi bir amacının asla olmadığını göstermektedir.

Tarihi gerçekler böyle olduğu halde, 1915 şartlarında Osmanlı Hükümeti tarafından askeri gerekçelerle alınmış tehcir kararını bahane ederek Türk Milleti’ni soykırımcı ilan eden Ermeni tezleri asla kabul edilemeyeceği gibi, ABD Başkanının Ermeni iddialarına arka çıkan sözleri de asla onaylanamaz. 

Tarihe mal olmuş olayların ilmi çerçevede, tarafsız gözle ve konunun uzmanları tarafından değerlendirilmesi gerekir. Konuyu tarihi ve hukuki zeminde tartışmaktan sürekli kaçınan Ermenistan Hükümeti ve Ermeni Diasporası, siyasi zeminde yaptıkları propaganda ile tezlerini kabul ettirmeye çalışmaktadırlar. Siyasilerin açıklamaları ile tarihi gerçeklerin değiştirilmesi mümkün değildir. 

Ermeni yalanlarını sahiplenmek için tarihi gerçekleri göz ardı eden ABD Başkanı öncelikle kendi tarihini okumalı, kendi tarihiyle yüzleşmelidir. 

244 yıllık kısa tarihinde pek çok soykırıma ve katliama imza atan ABD’nin, yerli kızılderili halka yönelik soykırımı açıkça ortada iken ve tarihsel süreçte Amerikan Emperyalizminin  savaş hukukuna aykırı biçimde Japonya, Vietnam, Afganistan, Irak gibi ülkelerde sivil halka yönelik katliamları hafızalardaki yerini hala korumakta iken, Başkan Trump’un Ermeni iddiaları bahanesiyle tarihimize ve milletimize yönelik ağır ithamlarda bulunması asla kabul edilmeyecek, bu haksız ithamlar ülkemizde ABD’ye duyulan öfkeyi artırmaktan başka bir işe de yaramayacaktır.

Av. Rıdvan Erdoğan 
Karabük Barosu Başkanı

23.09.2020
AV. RIDVAN ERDOĞAN
BARO BAŞKANI

BARO LEVHASI


© Web sitesi hizmeti Türkiye Barolar Birliği tarafından verilmektedir.